Güney Afrika'ya bir gezi!

Sadece yabancı bir ülkeye gitmenin heyecanı değildi yolculuk sırasındaki heyecan...Yaşadığımız yarım küreden de farklı bir yere, hep televizyonda belgesellerden izlediğimiz ve oralara gitmenin sadece hayal olduğu Güney Afrika'ya gitmenin heyecanıydı!

Önce Johannesburg...

Yolculuk bir hayli uzun sürüyor (yaklaşık 9.5 saat), fakat sonunda ulaştığınız yer buna fazlasıyla değer.. Doğası zaten başlı başına bir olay. Hele havaların soğumaya başladığı şu günlerde, İstanbul'dan kalkıp Güney Afrika'ya giderseniz kesinlikle oradan bir daha ayrılamazsınız. Çünkü oraya adeta aşık olursunuz. Aslında sizi büyüleyen sadece oranın doğası değil. İnsanları o kadar güler yüzlü ki. Hiç alışık olmadığımız bu tip insanları görünce önce afallıyorsunuz. Sokakta yürürken tanımadığımız insanlar, 'merhaba', ya da ' günaydın' dediği zaman önce garibinize gidebilir. Bir kere alışmışız İstanbul'da insanların birbirine gözünü dikip bakmasına. Ama güler yüzlü insanlara alışmak inanın çok daha kolay! Afrika'nın doğasından söz etmişken, oraya gidilir de hiç safari yapılmaz mı? Tabii ki hemen ilk iş olarak bir safari turu yapılmalı. Beslenme saatlerinden kısa bir süre önce etrafta pek fazla hayvan göremezsiniz. Ama ne zaman ki beslenme saatleri gelir; aslanlar neredeyse tek sıra halinde dizilmiş bir şekilde, uzun zamandır bekledikleri yemeklerinin olduğu alana doğru yürüyüşe geçiyorlar. Aslanlara daha önceden canlı hayvan verilirmiş. Fakat bu ziyaretçilerden çok fazla tepki aldığından dolayı artık yaşlı, ölmesi yakın olan hayvanlar uyutularak öldürüldükten sonra aslanlara veriliyor. Zebralar, çitalar, antiloplar, timsahlar, suaygırları,zürafalar ... Hepsi gözünüzün önünde! Sanki o belgesellerin içine girmiş gibi oluyorsunuz! Afrika dendiğinde akla ilk gelen şeydir kabileler. Zulu, Xhosa kabileleri ve birkaç başka kabilenin de bir araya gelmesiyle oluşan bir Zulu köyü var. Sizi kapıda şarkılar söyleyerek karşılıyorlar. Gerçekten de yaşadıkları bu köyün belli bir kısmını ziyaretçilere açmışlar. Her kabilenin kendine ait bir köyü var. Kabile şefleri, ziyaretçilere tek tek bu köyleri gezdiriyor. Ziyaretçilere açık olmayan yerlere kesinlikle girilmemesi tavsiye edilir. Bunun nedeni tabii ki tehlikeli olduğu için değil. Ziyaretçilere kapalı olan, yani gerçek hayatlarını sürdürdükleri yerler o kadar kötü kokuyor ki, isteseniz bile giremezsiniz. Kötü kokunun sebebi ise hayvanların iç organlarını kurutmaları ve bunlarla bir takım ilaçlar yapmaları ve ya büyü için kullanmaları. Köy turu bitince, küçük bir gösteri alanına geçiliyor. Muazzam bir dans gösterisinin sizi beklediğine emin olun. Ağzınız açık kalarak seyredeceksiniz bu şöleni. Müzik, dans, kıyafetler sizi adeta sarhoş edecek. Dans ziyafetinden sonra sırada akşam yemeği var. Yemekte ne olduğunu merak etmeniz çok doğal. Gerçekten de pek alışık olmadığımız bir mönüleri var. Antilop ve timsah eti! Kesinlikle denemenizi tavsiye ederiz, bizim alışık olduğumuz dana ve koyun etinden daha sert ama değişik bir lezzet. Ayrılma vakti geldiğinde, sanki uzun zamandır tanıdığınız insanlardan ayrılıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Bu kadar sıcak kanlı ve güler yüzlü bir insan topluluğu acaba başka nerde vardır?

Son durak Cape Town...

Johannesburg'la Cape Town arası uçakla yaklaşık 2 saat. Johannesburg daha kendine has bir yer olmasına karşın Cape Town bizim Antalya'mız ve ya İzmir'imiz gibi. Fakat iki tane farkı var tabii: Atlas ve Hint Okyanusu! Soğuk suya alışık olanlar bile eminim okyanusta yüzmeye cesaret edemezler. İnanılmaz soğukluktaki bu suya daha adımınızı attığınızda ayaklarınıza bir ağrı giriyor. Parmaklarınızın hissini kaybetmesi sadece birkaç saniye. Cape Town'da görmeden gitmeyeceğiniz tek bir yer varsa o da elbette Ümit Burnu'dur. Dünyanın en güney ucu o kadar rüzgarlı ki dolaşırken ayakta kalmak için adeta rüzgarla savaşıyorsunuz. Orada bir gelenek var, ayağınızı suya sokup bir dilek tutmadan sakın oradan ayrılmayın! Cape Town'da penguenlerin yaşadığı bir koy var. Minicik, smokinli, şirin mi şirin bu hayvanlar oraya gelen insanlarla birlikte, hiç rahatsız olmadan yüzüyorlar. O kadar muhteşem bir manzara ortaya çıkıyor ki...insanların yanında hoplayarak yüzen penguenlerden birini yanınızda götürmek istiyorsunuz. Rüyadan uyanıp gerçekliğe dönme vakti geldiğinde zamanı geriye almak ya da durdurmak geldi içimizden... ama nafile! Bu rüya ülkenin sizde bırakacağı en derin iz; tekrar oraya dönme isteği olacaktır.

Gideceklere tavsiyeler:

Vize: Güney Afrika'ya tatil amaçlı giden bir çok İngiliz Milletler Topluluğu, Batı Avrupa ülkesi ve ayrıca Japon ve Amerikalı ziyaretçilere serbest. Eğer bu ülkelerin vatandaşı değilseniz, gitmeden vize almanız gerekiyor.

Güney Afrika'yı ziyaret etmek için en iyi dönem, kuzey yarım kürede havaların soğumaya başladığı sonbahar ve kış ayları. Çünkü bu dönemde orada havalar ısınmaya başlıyor. Ocak ve Şubat oradaki en sıcak aylar. Eğer yeni yıla okyanusta yüzerek ve bol bol güneşlenerek girmek istiyorsanız daha iyi bir fırsat olamaz! G. Afrika'nın yüksek bölgelerinde sıcaklık tüm yaz boyunca gayet hoş oluyor. Sıcaklarla arası iyi olmayanlara duyurulur!